Aperlai
Yarısı suyun altında kalmış bir Likya liman kenti; Sıcak Yarımadası’ndan yürüyerek ya da tekneyle ulaşılır. Surlar, sarnıçlar, batık rıhtım. Neredeyse hiç kimse yok.
Türkiye’nin ilk uzun mesafe yürüyüş yolu bu sahil boyunca beş yüz küsur kilometre uzanıyor ve kırk kadarı bizim: Aperlai, Üçağız, Kaleköy, Gökkaya ve her sabah kalktığımız Çayağzı limanı. Burası, size ilk elden anlatabileceğimiz kısım.
Yayımlanan rakamlar birbirini tutmuyor: kimi kaynak 500 km diyor, kimi 540; kimi 26 etap sayıyor, kimi 29. Yangın, heyelan ve yeniden işaretleme çizgiyi sürekli oynatıyor. Bu yüzden tek bir rakamı kesin sayma, yola çıkmadan güncel durumu kontrol et.
Likya Yolu’nu 1999’da Kate Clow araştırdı, işaretledi ve yayımladı; antik Likya yollarını, Roma döşemelerini, keçi patikalarını ve orman yollarını Fethiye’den Antalya’nın eteklerine kadar tek bir hatta bağladı. Kayalara ve ağaçlara kırmızı-beyaz işaretlerle işlenmiştir. Issız bir dağ yolu değildir: köylerin içinden, pansiyonların ve çay ocaklarının önünden, sahillerin kenarından geçer; zaten bu yüzden tamamını değil, parça parça yürümek mümkündür.
Çoğu kişi tamamını değil, bunlardan birini yürür.
Ölüdeniz, Kelebekler Vadisi’nin üstü, Faralya, Kabak ve Patara kumullarına uzun iniş. En çok fotoğraflanan ve en kalabalık kesim.
Kaş’ın üzerindeki uçurum patikaları, kaya mezarları, Aperlai’nin batık limanı ve Kekova kanalı. Yolun sahil kalbi.
Myra nekropolü, Karaöz’ün uzun çakılı, Gelidonya Feneri ve Yanartaş’ın sönmeyen alevleri.
En zor çeyrek: Beydağları, 2.366 metreyle Tahtalı, yüksek yaylalar ve az su.
Üçağız ile Demre arasında patika kıyıyı takip eder; karayolu aynı köylere dağın içinden, bambaşka bir hat çizerek ulaşır. Biz burada yaşıyor ve çalışıyoruz; aşağıdakiler rehber kitaptan değil, gerçekten gördüklerimizden. Bu bölümdeki işaretler yerinde duruyor.
Yarısı suyun altında kalmış bir Likya liman kenti; Sıcak Yarımadası’ndan yürüyerek ya da tekneyle ulaşılır. Surlar, sarnıçlar, batık rıhtım. Neredeyse hiç kimse yok.
Sahil etabının başladığı köy. Son evlerin arkasında, suyun kıyısında kaya mezarları durur. Çeşme, bakkal, pansiyon ve tekne var; Antalya’ya günde bir otobüs kalkıyor.
Karayolu ulaşmaz. Damların üstünde Haçlı dönemi kalesi, sığ suda dikilen bir Likya lahdi ve kayaya oyulmuş Likya’nın en küçük tiyatrosu.
Kanalın doğusundaki korunaklı demir yeri. Tekne, yürüyüşçüyü Çayağzı’na giden sahil patikası için burada karaya bırakabilir.
Myra’nın antik limanı ve bizim limanımız. Hadrian Granarium’u hâlâ ayakta, yanında Likya Uygarlıkları Müzesi. Çeşme, bakkal, gölge ve Demre’ye dönüş yolu.
Kayaya kat kat oyulmuş mezarlar, Roma tiyatrosu ve aşağıdaki kasabada Noel Baba Kilisesi. Bir yürüyüş gününün doğal bitiş noktası.
Üçağız’a karayolu var ama Likya Yolu’nu takip etmiyor: patika kıyıdan geçerken yol dağın içinden dolaşıyor. Demre’den 35 kilometre dağ yolu ve günde tek otobüs; sabah sekizde kalkıp akşam dönüyor, yani saatleri yürüyüş gününün içine değil iki yanına düşüyor; üstelik o yol sizi kıyının ortasında karşılayamaz. Bu, tekneyi lüks olmaktan çıkarıp gerçekten işe yarar hale getiriyor. Bu günün yerleşik hali şöyle: Üçağız’dan kalkıp Batık Şehir’in üzerinden geçmek, Kaleköy’de durmak ve Gökkaya’da karaya çıkıp sahil boyunca Çayağzı’na yürümek. Rehberler bu günün tamamını yaklaşık 14 kilometre olarak veriyor, tırmanışı az ve bu bölümü hem denizden hem patikadan görmenin tek yolu. Ters yönde de yapıyoruz: yürüyüşçüyü Kaleköy’den ya da Üçağız’dan alıp Çayağzı’na getiriyoruz.
Bunu özel tur olarak yapıyoruz; bırakma noktasını ve saati siz belirlersiniz. Tarihinizi ve kaç kişi olduğunuzu yazın.
Yürüyüşçü bırakma için yazın Turlarİlk sabahtan önce bilinmesi iyi olan altı şey. Hiçbiri sır değil; hepsi "keşke ciddiye alsaymışım" denilen şeyler.
İlkbahar ve sonbahar: arada da fark var. Şubat–mayıs arası tepeler yeşil, kır çiçekleri açık; eylül–kasım arası deniz hâlâ bir günlük yürüyüşten sonra girilecek sıcaklıkta. Temmuz ve ağustos bu sahilde acımasızdır: 35 dereceyi aşan sıcakta uzun susuz bölümler. Kış deniz seviyesinde yürünür ama doğudaki yüksek kesimlerde kar tutar.
Hava Durumu →Baştan sona çoğu kişide 25–30 gün sürüyor. Bunu yapan çok az. Yaygın olan şu: bir kasabada konaklayıp üç-beş günlük bir kesimi noktadan noktaya yürümek ve dolmuşla dönmek. Kaş–Kekova–Demre kesimi tam da bu yüzden en çok tercih edilenlerden: güzel, sahil boyunca ve bölmesi kolay.
Alpin bir rota değil, ama insanların sandığından daha taşlı ve daha sıcak; inişler de uzun. Çantada en çok işe yarayan şey bilek desteği ve gerçek bir taban tutuşu.
Neredeyse her köyde şebekeden beslenen bir çeşme var ve o sular içilir. Eski rehberlerdeki kaynaklar eskisi kadar güvenilir değil; yangınlar ve yeraltı suyundaki değişim bazılarını kuruttu. Bu yüzden filtre taşıyın ve bir sonraki kaynağa güvenmek yerine köylerde doldurun. Bizim bölümde iki uç da güvenli: Üçağız’da da Çayağzı’nda da çeşme ve bakkal var, yani kimsenin bir günlük suyu sırtında taşımasına gerek yok.
Büyük kasabalarda market, köylerde ekmek, yumurta, peynir, zeytin ve su bulunan bakkal var. Pansiyonlar sabahtan söylerseniz genelde akşam yemeği yapar. Yerleşim aralarının uzadığı yerlerde bir günlük yiyecek taşımayı hesaba katın.
Vahşi kamp, göze batmadığınız sürece büyük ölçüde hoş görülür: evlerden, bahçelerden ve ören yerlerinden uzakta, ateş yakmadan, ne götürdüyseniz geri getirerek. Birçok pansiyon küçük bir ücretle bahçeye çadır kurmanıza ve duş kullanmanıza izin veriyor; bu da su meselesini aynı anda çözüyor. Bu yürüyüşün bittiği uçta, Çayağzı Limanı’nın içinde Andriake Camping var; Demre’de de birkaç dakika içeride bungalov ve apartlar bulunuyor.
Likya Yolu’nu tek başına yürüyen çok insan var, aralarında çok sayıda kadın da. Yürüyüşçülere yönelik ciddi suç nadirdir. Buradaki gerçek riskler sıradan olanlar: sıcak, susuz kalmak, karayoldan uzakta burkulan bir ayak bileği ve sıcak bir öğleden sonra işaretleri kaybetmek.
Yürüyenlerin dürüst anlatımı şöyle: köyler misafirperver, yolun kendisi sakin; ama görünür olursunuz ve size eşinizi sorarlar. İşi asıl halleden şey pratik alışkanlıklar; kaldığınız pansiyona ertesi gün nereye gideceğinizi söyleyin, çadırı yolun kenarına değil görünmeyecek bir yere kurun, telefonu şarjlı ve çevrimdışı haritalı tutun, geceyi yalnız geçirmek istemiyorsanız ıssız kamp yerine köy pansiyonunu tercih edin. Plajdan uzakta köyün giyim ölçüsüne uymak da istemediğiniz ilgiyi baştan keser.
Günde tek sefer, üstelik saatleri yürüyüşe değil Antalya’ya göre ayarlanmış; bu kesimi yürüyenlerin limanda deniz yolu sormasının sebebi bu. Buradaki ücretler ve saatler 2026 tarifesidir; her ilkbahar yenilenir, yola çıkmadan teyit edin.
Yolun büyük kısmı maki içinde geçer: kermes meşesi, mersin, kocayemiş, sakız ağacı ve yabani zeytin; hepsi kokulu, hepsi diz hizasında dikenli. Yükseldikçe yerini kızılçama, doğudaki dağlarda sedir ve ardıca bırakır. İlkbaharda orkide, siklamen ve anemon çıkar; hazirana doğru yamaçlar kekik, adaçayı ve mercanköşke döner, nerede yürüdüğünüzü burnunuzdan anlarsınız. Köylerin yakınındaki keçiboynuzu ve eski zeytin terasları genelde çok uzun zamandır orada olan bir yerleşimin işaretidir.
Evet, çoğu kişi zaten öyle yapıyor. Kaş’tan Demre’ye, Aperlai, Üçağız ve Kaleköy üzerinden üç-beş gün sürer; tamamı sahil boyunca ve her günün sonunda pansiyon var.
Hayır. Rota kırmızı-beyaz işaretli ve yol boyunca köyler var. Rehber, arkeolojinin anlatılmasını istiyorsanız ya da sezon dışında yürüyecekseniz değer.
Günde bir, her iki yönde de: Batı Antalya işletiyor. Sabah 08.00 civarı Üçağız’dan Antalya’ya kalkıyor, yaklaşık dört saat; Antalya’dan 14.30 civarı dönüyor ve geceyi köyde geçiriyor. Gelmek ve gitmek için iyi, yürüyüş gününün ortasında zor; üstelik yayımlanan saatler değişiyor, güvenmeden önce teyit edin.
Evet; özel tur yaptığımız için sizi Çayağzı’na yürüyeceğiniz Gökkaya’da karaya bırakabilir ya da diğer uçtan alabiliriz. Tarihinizi ve kaç kişi olduğunuzu yazın.
Şebekeden beslenen köy çeşmeleri içilir. Kaynaklar eski rehberlerin söylediği kadar güvenilir değil; filtre ya da tablet taşıyın, köylerde doldurun.